Kapıyı kilitlediğinizden emin olmak için üç kez geri dönmek, bir mesajın cevabı gecikince aklınıza en kötü ihtimallerin gelmesi, önemli bir günden önce uyuyamamak... Bunlar zaman zaman herkesin yaşadığı şeylerdir. Kaygı bozukluğunda ise endişe neredeyse hiç susmaz, konudan konuya atlar, bedeni de etkiler ve kişinin hayatını giderek daraltır. Sevindirici olan, kaygı bozukluklarının psikiyatride tedaviye yanıtın en yüksek olduğu sorunlar arasında yer almasıdır.
Çizgi nerede?
Olağan kaygı ile kaygı bozukluğunu ayıran üç soru vardır. Birincisi süre: Endişeler aylardır neredeyse her gün sürüyor mu? İkincisi orantı: Kaygınız, onu tetikleyen durumun gerçek ağırlığıyla uyumlu mu? Üçüncüsü bedel: Kaygı yüzünden bazı yerlere gitmeyi, bazı işleri yapmayı ya da bazı insanlarla görüşmeyi bıraktınız mı? Bu sorulara verdiğiniz cevaplar, bir değerlendirmeye ihtiyaç olup olmadığını gösterir.
Kaygının farklı biçimleri
- Yaygın kaygı: İş, sağlık, aile, para gibi pek çok konuda, kontrol edilmesi güç ve sürekli bir endişe hâli
- Sosyal kaygı: Başkalarının önünde konuşmak, yemek ya da tanışmak gibi durumlarda yoğun utanma ve değerlendirilme korkusu
- Sağlık kaygısı: Ciddi bir hastalığı olduğu düşüncesiyle bedenini sürekli yoklamak, tekrar tekrar tetkik yaptırmak
- Özgül fobiler: Uçak, yükseklik, kapalı alan ya da belirli hayvanlar gibi tek bir duruma odaklanan korku
- Ayrılık kaygısı: Yetişkinlerde de görülebilen, sevilen kişilere bir şey olacağı korkusu ve onlardan ayrı kalamama

Muayene günü
İlk görüşmede kaygının ne zaman başladığı, hangi durumlarda arttığı, bedende nasıl hissedildiği ve günlük hayatınızda nelerden vazgeçtiğiniz konuşulur. Kahve, enerji içeceği, alkol ve bazı ilaçların kaygıyı artırabileceği göz önünde bulundurulur. Tiroit hastalıkları ve kalp ritim bozuklukları gibi kaygıya benzer belirtiler yaratan durumlar için gerekli tetkikler istenebilir. Kaygıya sıklıkla eşlik eden depresyon ve uyku sorunları da değerlendirilir. Görüşmenin sonunda size uygun tedavi seçenekleri ve takvimi birlikte belirlenir.
İlk haftalar
Tedavinin ilk haftalarında kaygının nasıl çalıştığını anlamak önemli bir adımdır. Kaygının beynin koruyucu alarm sistemi olduğunu, sizin durumunuzda bu alarmın gereğinden hassas çalıştığını bilmek, pek çok kişiyi rahatlatır. Bu dönemde nefes ve gevşeme egzersizleri öğrenilir, kaygıyı besleyen alışkanlıklar fark edilir. İlaç başlandıysa etkisi genellikle iki ile altı hafta içinde ortaya çıkar; ilk günlerde hafif bir huzursuzluk artışı görülebilir ve bu çoğu zaman kısa sürer. İlk kontrol bu dönemde yapılır.
Üç ay boyunca
Bilişsel davranışçı terapide asıl çalışma bu dönemde yapılır. Endişeli düşünceler kayda geçirilir ve gerçeklerle karşılaştırılır. Kaçınılan durumlar en kolaydan en zora doğru sıralanır ve adım adım denenir. Yaygın kaygıda "endişe zamanı" ve belirsizliğe tahammül çalışmaları, sosyal kaygıda gerçek hayatta yapılan küçük deneyler öne çıkar. Pek çok kişi bu üç ayın sonunda kaygının hâlâ zaman zaman geldiğini, ama artık hayatını yönetmediğini fark eder.
Sakinleştiricilerle ilgili gerçekler
Hızlı etkili sakinleştiriciler kaygıyı dakikalar içinde azaltır; bu yüzden pek çok kişi onları cazip bulur. Ancak düzenli kullanıldıklarında birkaç hafta içinde alışkanlık ve bağımlılık gelişebilir, bırakıldıklarında kaygı daha güçlü dönebilir. Bu nedenle uzun süreli tedavide tercih edilmezler; yalnızca kısa süreli ve hekim kontrolünde kullanılabilirler. Uzun vadede kaygıyı azaltan ana ilaçlar, alışkanlık yapmayan ve depresyonda da kullanılan ilaç gruplarıdır.
Koruma ve bırakma
Kaygı belirgin biçimde azaldıktan sonra ilaç tedavisi genellikle altı ile on iki ay daha sürdürülür. Bırakma kararı, sakin bir dönemde ve hekimle birlikte verilir; doz yavaş yavaş azaltılır. Terapide öğrenilen beceriler, ilaç bırakıldıktan sonra da kaygıyı yönetmenin en güçlü aracı olarak kalır.
Bedeni sakinleştiren alışkanlıklar
Kaygı zihinde başlasa da bedende yaşanır. Bu yüzden tedavinin bir parçası da bedenin alarm düzeyini düşüren alışkanlıklardır: haftanın çoğu günü yarım saatlik tempolu yürüyüş ya da yüzme, akşamları ekranı erken kapatıp sabit bir saatte yatmak, gün içinde birkaç kez bir dakikalık yavaş nefes molası vermek, öğünleri atlamamak. Gün ışığında yapılan hareket hem uykuyu hem ruh hâlini olumlu etkiler. Bu alışkanlıklar tek başına kaygı bozukluğunu tedavi etmez, ama terapinin ve ilacın etkisini belirgin biçimde destekler.
Bir yıl sonra
Tedaviyi tamamlayan kişilerin çoğu, kaygının tamamen yok olmadığını ama artık onu tanıyıp yönetebildiğini söyler. Zor dönemlerde belirtiler hafifçe geri gelebilir; bu bir başarısızlık değildir. Öğrenilen tekniklere dönmek çoğu zaman yeterlidir, gerektiğinde kısa bir kontrol görüşmesi planlanır.
Sık sorulanlar
Kaygım hep olacak mı?
Kaygı hayatın doğal bir parçasıdır ve tamamen kaybolmaz; tedavinin amacı onu yönetilebilir bir düzeye indirmektir.
Kahveyi bırakmalı mıyım?
Kafein kaygıyı artırabilir; özellikle öğleden sonra azaltmak ya da bırakmak çoğu kişide belirgin fark yaratır.
Kaygım iş hayatımı etkiliyor, rapor almam gerekir mi?
Çoğu kişi tedavi sürerken çalışmaya devam eder; çok yoğun dönemlerde kısa bir ara gerekip gerekmediği muayenede birlikte değerlendirilir.
Terapi mi ilaç mı?
Hafif ve orta kaygıda terapi tek başına etkili olabilir; belirtiler ağırsa ya da terapiye erişim güçse ilaçla birlikte planlanır.










